Derya Döviz

--.--.---- --:--

Canlı
Haberlere dön

Haber

AB’de Gençlerin Yarısından Fazlası İnternette Düşmanca İçerikle Karşılaşıyor

PaylaşWhatsAppXLinkedInFacebook

2025 verilerine göre AB’de genç internet kullanıcılarının yarısından fazlası çevrim içi düşmanca veya aşağılayıcı içeriklerle karşılaştı.

Avrupa Birliği’nde genç internet kullanıcılarının önemli bir bölümü çevrim içi ortamda düşmanca veya aşağılayıcı mesajlarla karşılaşıyor. 2025 yılı verilerine göre, internette belirli kişi veya grupları hedef alan olumsuz içeriklere maruz kalma oranı özellikle genç yaş gruplarında daha yüksek seyrediyor.

Veriler, 25-34 yaş aralığındaki internet kullanıcılarının yüzde 54’ünün, 16-24 yaş grubundakilerin ise yüzde 53,7’sinin internette bu tür mesajlarla karşılaştığını gösteriyor. Yaş ilerledikçe bu oran belirgin şekilde düşüyor. 35-44 yaş grubunda oran yüzde 46,4’e, 45-54 yaş grubunda yüzde 38,9’a, 55-64 yaş grubunda yüzde 32,8’e ve 65-74 yaş grubunda yüzde 28,1’e geriliyor.

Gençler Çevrim İçi Nefret Söylemine Daha Fazla Maruz Kalıyor

Araştırmaya göre çevrim içi düşmanca içeriklere maruz kalma oranı gençlerde daha yüksek. Bunun temel nedenleri arasında gençlerin interneti ve sosyal medya platformlarını daha yoğun kullanması, çevrim içi tartışmalara daha fazla katılması ve dijital içeriklerle daha uzun süre temas halinde olması gösterilebilir.

Özellikle sosyal medya, forumlar, video platformları ve yorum alanları, farklı görüşlerin hızla çatışmaya dönüşebildiği alanlar olarak öne çıkıyor. Bu durum, genç kullanıcıların aşağılayıcı veya hedef gösterici mesajlarla daha sık karşılaşmasına neden olabiliyor.

Genç Kadınlarda Maruziyet Daha Yüksek

16-24 yaş aralığındaki internet kullanıcıları arasında genç kadınların düşmanca çevrim içi mesajlarla karşılaşma oranı genç erkeklere göre daha yüksek. Verilere göre genç kadınların yüzde 57,2’si bu tür içeriklere maruz kaldığını bildirirken, genç erkeklerde bu oran yüzde 50,4 seviyesinde gerçekleşti.

Bu fark, çevrim içi güvenlik ve dijital platformlardaki moderasyon politikalarının genç kadınlar açısından ayrıca ele alınması gerektiğini gösteriyor.

En Çok Siyasi Görüş ve Etnik Köken Hedef Alınıyor

Hem genç kadınlar hem de genç erkekler arasında en sık karşılaşılan düşmanca mesajlar siyasi veya sosyal görüşlere yönelik içerikler oldu. 16-24 yaş grubundaki kadınların yüzde 42,5’i, erkeklerin ise yüzde 39,3’ü siyasi ya da sosyal görüşleri hedef alan mesajlarla karşılaştığını belirtti.

Irksal veya etnik kökene yönelik düşmanca içerikler de yüksek oranlarda görüldü. Bu alanda genç kadınlarda oran yüzde 38,2, genç erkeklerde ise yüzde 35,6 olarak kaydedildi.

Cinsiyet, Cinsel Yönelim ve Engellilik Alanlarında Fark Açılıyor

Genç kadınlar ile genç erkekler arasındaki en büyük farklar, cinsel yönelim, cinsiyet ve engelliliğe yönelik düşmanca mesajlarda ortaya çıktı.

Cinsel yönelime yönelik düşmanca içeriklerle karşılaşma oranı genç kadınlarda yüzde 37,8 iken genç erkeklerde yüzde 32,6 oldu. Cinsiyete yönelik mesajlarda oran genç kadınlarda yüzde 30,9, genç erkeklerde yüzde 24,9 olarak gerçekleşti. Engelliliği hedef alan içeriklerde ise genç kadınlarda yüzde 23,0, genç erkeklerde yüzde 19,3 oranı görüldü.

Bu tablo, çevrim içi nefret söyleminin yalnızca genel bir dijital güvenlik sorunu olmadığını; aynı zamanda toplumsal cinsiyet, kimlik, etnik köken ve sosyal aidiyet gibi alanlarla doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.

Değerlendirme: Dijital Güvenlik Artık Sosyal Politikanın Parçası

AB verileri, internetin gençler için yalnızca iletişim ve bilgiye erişim alanı olmadığını, aynı zamanda ciddi bir psikolojik ve sosyal risk alanı haline geldiğini gösteriyor. Gençlerin yarısından fazlasının düşmanca içeriklerle karşılaşması, dijital platformlardaki güvenlik önlemlerinin ve içerik denetiminin daha güçlü şekilde tartışılması gerektiğine işaret ediyor.

Bu sonuçlar özellikle sosyal medya şirketleri, eğitim kurumları ve kamu otoriteleri açısından önemli mesajlar içeriyor. Dijital okuryazarlık, çevrim içi zorbalıkla mücadele, nefret söyleminin raporlanması ve gençlerin psikolojik dayanıklılığını artıracak destek mekanizmaları daha fazla önem kazanıyor.

Türkiye açısından bakıldığında da benzer risklerin genç internet kullanıcıları için geçerli olduğu söylenebilir. Sosyal medya kullanımının yaygın olduğu ülkelerde gençlerin yalnızca teknolojiye erişimi değil, güvenli ve sağlıklı dijital ortamda bulunması da temel bir ihtiyaç haline geliyor.

Önümüzdeki dönemde dijital platformların başarısı yalnızca kullanıcı sayısıyla değil, kullanıcıların kendilerini ne kadar güvende hissettikleriyle de ölçülecek. Bu nedenle çevrim içi nefret söylemiyle mücadele, dijital çağın en önemli toplumsal başlıklarından biri olmaya devam edecek.